Kalanların gidenleri hissetmesi işkence...
Çünkü her canlı ölümü tadacaktır. Ve her sevilen insan, o
malum gün başına geldiği zaman geride kalanlarını üzecektir.
Her şey çok güzeldi geçen pazara kadar. İyi kötü bir şekilde
geçinip gidiyorduk. Ama ne güzeldi her şey… anlatsam anlatamam. Anlatmak da
istemiyorum. Yine bazı şeyleri kendime saklamayı tercih ediyorum. Ama alışmak
inanın çok zor bir süreç. Ben yalnızca annemin babasını gömmedim. Ben dedemi
kaybettim. Ben çocukluğumu kaybettim. Ben biyolojik olmayan babamı kaybettim.
Ben beni kenara çekip, “bak eve giren şu bir ihtiyacın varsa…” diyeni
kaybettim. Ben İzmir’den ayrıldıktan sonra bando şapkamı bulup kafasına takıp
hüzünlü hüzünlü oturan insanı kaybettim. Ben elimden tutup beni lunaparka
götüren tek kişiyi kaybettim. Ben beni Göztepe maçına götüren ilk insanı kaybettim.
Ben emekliliğine denk geldiği için babasız büyümenin dezavantajlarını minimize
eden insanı kaybettim. Ben evlatlarına gösteremediği ilgiyi yalnızca bana
kanalize eden insanı kaybettim. Ben koluna girip yürüdüğümü kaybettim. Ben çok
şey kaybettim Pazar günü. Ananemle konuşurken arkadan kükreyerek bana ses eden
kişiyi kaybettim. Biliyorum, ananem 62 yıllık sevgilisini kaybetti bir şey
diyemiyorum. Ama çok üzülüyorum. Hiç sanat kasmadan söylemem lazım, ben çok
üzülüyorum. Mizacım güleç. Belli edemiyorum. Ama Karaköy’de çalışıyorum, 50 yıl
öncesinde ananemle beraber yürüdükleri yollardan yürüyorum her gün.
Ama biliyorum, o iyi. O çok iyi. Başka türlü dayanılmaz.
Şimdi bize emaneti var, ona bakacağız. Onu mutlu edeceğiz. Bir şey var, daha evvelyazdığım. Böyle bir sevgiye bir şeyler olmasına meleklerin bu sefer vicdanı
müsaade etti. Olmasını engelleyemedik. Çok güzel bir yere emanet ettik ama seni. Denizi de ormanı da görüyorsun. Huzur seninle olsun.
“Keyfin nasıl, moralin nasıl?”
Yorumlar
Yorum Gönder