28 gün, 6 saat, 42 dakika 12 saniye

Başka bir şeyler yazmak için gelip başka bir şeyler yazacağım buraya.


Bugün, hala içinde bulunduğumuz bugün İzmir'den ayrılışımın 9. senesinin tamamlandığını söylüyor.


Biraz poyraz eser, rejisör sandalyemde otururken dalgaları seyrederken fonda talihsizlikler üst üste geldi çalıyordu. Kendimi de güç bela yanına atacaktım oysa.


25th Hour... 2009 yazı... Artık aramızda olmayan bazı evler, arkadaşlar, tekrar buluşmalar... Sinema delisi bir arkadaş... 25th Hour... 2018 kışı... Artık aramızda olmayan... O günlere girmeden hemen önce ne çok izlemiştim, ne çok kurtulmayı dilemiştim, ağzım kuruyana dek uçuruma tükürmüştüm, kurtulamamıştım...


Uzun bir geçmiş şeysi yapamayacağım, bazı özlediğim ama bağımızın koptuğu insanlar var. Tüm bunlar yaşandıktan bir süre sonra, hayatın ne kadar kısa bir süre içinde kırılgan olabileceğini farketmiştim. Yine de bir triggera ihtiyaç vardı, onu da tüm bunlar yaşandıktan bir süre sonradan biraz daha sonra buldum. Eskiden var olanlar bir yere gitmiyorlar, sen dokunmazsan onlar da dokunmuyorlar. Onların triggerı sen olmalısın, ben olmalıyım. Evet, bu. İletişim işteş bir şey ama yine de. Bunu da bilmeli herkes. Sen yaparsan, o yapmazsa... O iş olmuyor.


25th Hour, o uzun tiradında “Monty, insanlar seni seviyor... bu bir armağandır, gittiğin her yerde arkadaş edinebilirsin.” cümlesi vardır ve ben bunu kendime çok uygun bulurum ve bunu uygun bulurken de gerçekten objektif düşündüğüme inancım tam. Orada başka şeyler de anlatılıyordu. Ama karanlıkları hatırlamamayı tercih ederim. Sonra Donnie Darko... Tam da bu işler başlamadan saatler öncesinde... Müebbetime girişin fon müziği Mad World olmuştu.


Sonra bir yerde gözlerimi açtığımda ağılı toparlamış, sürüye iyi bakmış, biraz ağzımı ıslatmak için bara geçmişim. Orta Batı'dayım ve çok şey düşünmemi gerektiren bir hayat yok. Fonda diyor ki “ain't no grave can hold my body down”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gidiyorum

Dönecek ev bulamıyorum

Hapşırıklar ve hoşçakal