Kayıtlar

Kelime bulamıyoruz

Bu ciddi bir savaş ve kalbi bizimle olanlar teker teker ölüyor. Konuyu çok kişiselleştirmeyeceğim. 2003 Eylül ayı… Hazırlık bitmiş, artık 9.sınıf olmuştuk. Kötü geçen bir dönemin ikinci yarısı başlıyordu. Ölümüne defans yapılan, topu kaptığım zaman “dan dun” ileri vurarak maçın bitişini beklediğim dönemlerdi. Yalan olmasın, Gürsel Aksel tesislerinde yaz sonunda pek mümkün olmayan bir şeyler yaşanıyordu. Çoğunluğu ortaokul ekibi bir araya gelmiş, bir akşam halı sahaya çıkmıştık. Yeni eğitim-öğrenim sezonunu bir eylül akşamı bol bol kum yutarak açıyorduk. Artık görüşmediğim, ama o dönemler iyi zaman geçirdiğim bir arkadaşım o sene 10.sınıfa geçmişti. Her attığı gol sonunda sevincini malum hareketleri tekrarlayarak “bu da sana girsin K.” diyordu. “Kim lan o? soruma da “bu sene görürsün” cevabını veriyordu. Öğrendik ki kendisi bir edebiyat öğretmeniymiş.  K için yapılan “tezahüratlardan” daha azını ama aynı şiddette olanını A için de duyduğum olmuştu o gün. Ama K kesinlikl...

Geçmiş ekim ayı

Yazmadım. Biliyordum ters köşe olacağını. Yani bazı şeylerin olacağı varsa, bilsen bile ters köşeyi yiyorsun. Biz de yedik. Ama son penaltıyı kurtardığımızda tekrar görüşeceğiz ve tribünlere "sus" işaretini yapacağız.

Bu benim ekinoksum.

Yarın hayatımın son dönüm gününün birinci yılı. Yarın gecenin gündüzle eşitleneceği tek eylül günü. Yarın bu sene için herhangi bir Salı günü. Ve yarın önceki senenin yarınının herhangi bir pazartesi olmaktan çıkmasının da birinci yılı. İnsan zevk olsun diye acı çektiği şeylere bakıyor dönem dönem. Bilhassa yıl dönümlerinde zıplıyor bakınma. Yarın olacak ve üzerinden 365 günü alacağız; o zaman yine bulunduğum yerde duruyor olacağım. Toplantı odasında, bir akli dengesi kayık kadının yaptığım işten sorumlu olmasının acısını yaşıyor olacağım. “Bana haber ver” dedikten sonra “ay her şeyi ben yapıyorum” tribinin neticelenmesine bakacağım. Merkür’ün geri gitmesinden daha büyük felaket varsa, o da benim geri gitmem. Ve en son 2013 yılının 8 ayında geri gittim. Böyle bir felaketi bir başka insan yaşamamıştır! Ekinoks demek gece ve gündüzün eşitlenmesi. Bir sene önce ve sonraya baktığımız zaman eskiden var olanların artık olmaması, eskiden olanların artık olması ve hemen her şeyin deng...

Başkalarının ekinoksuna doğru

Bir Salı gecesi, çarşambaya bağlanan sarhoşların gülüşleriyle çınlıyor. Ağustos her zaman hızlı geçiyor ve gözlerimizi açtığımız zaman kendimizi ekimde buluyoruz. Bu durumda ister istemez havalar serinliyor ve yatarken çorap giymemiz gerektiğini hatırlıyoruz. Hatırlamazsak karın ağrılarıyla uyandığımız pazartesi sabahları oluyor ve bu bizim için zor saatlerin başlayacağını anlatıyor. Her şey doğal seyrinde ilerliyor kısaca. Ve uzunca anlatılması imkansız bir biyografi haline geliyor. Otobiyografileri sevmiyorum. Hafta içi yoldan kahkaha atarak geçen sarhoşları da sevmiyorum. Zaten uykum gelmiyor. Uykumun gelmemesini de sevmiyorum. P ise Q yani. Tek tek yeniyoruz düşmanlarımızı. Bazılarını uzaklaştırıyoruz, geri gelip yeniyoruz. Düşmanın en kötüsü eskiden en yakının olan oluyor. Bu biraz şapşallaştırıyor ama bu konuda profesyonelliğimiz de şafak ağartıcı. Bunların da altından kalkıyoruz. Her şey olması gerektiği gibi gidiyor. Bu dünyayı sadece vicdanı rahat olanlar taşıyabi...

1>1000

Önce çok yavaşladı, sonra çok hızlandı. Şimdi eylül ayını nasıl ortaladık bilemedim ben. Bir musibet, öldürmediği sürece hep daha iyidir. 

Kafamı hissetmiyorum

“cennetten arsa aldım, yirmi yedimde kafama sıktım.” Geçen ay geldiği zaman Göksel İstanbul’a, abi demiştim, benim bir şansım var, hayat belki çekirdek ailemi aldı ama ananemle dedemi bana bıraktı demiştim. Bazı saadetlerim çok kısa sürüyor maalesef. Bizimkilerin aile olma süreci de doğumdan üç ay sonra sona ermişti. Sonra çekirdek aile olmadı, olamadı işte. Ama şans skalamın kontrasında ne vardı biliyor musunuz çocuklar? O güzel Özbek yazları vardı. Annem uzun süreli toplantıya gittiği zamanlar ananemle uyumak vardı. Annem işteyken dedem tarafından lunaparka götürülmek vardı. Balçova’da Kipa var, eskiden orası öyle güzel, sakin bir lunaparktı. Sonra Tansaş oldu, sonra pek çok şey oldu.  Diyorum ki bazı saadetleri o kadar hızlı kaybediyorum ki, “ha, ne?” diyemeden basılıp gidiliyor. Geriye kalmaktansa hiç olarak kalmayı belki, bir nebze daha çok istiyorum.  Biz öyle hiç ayrı kalmadık. Annem çalışıyordu, ben anaokuluna gidiyordum, sabah dedem giydiriyordu, ak...

And olsun...

Resim