Kayıtlar

15632

8 Kasım günü oynanan Karşıyaka- Göztepe maçını yalnızca bu iki İzmir takımının taraftarları değil, bu spora gönül vermiş milyonlarca futbolsever de haftalardır bekliyordu. PTT 1. Lig olarak da bilinen, en üstün bir altı olan lig, yıllardır Adana’nın turuncu ve lacivert takımlarının heyecan dozu hayli yüksek derbilerine ev sahipliği yaparken, diğer şehirlerin büyük takımları bu renkli derbiyi uzaktan izliyorlardı. İzmir, Türkiye’de futbolun beşiği. İngilizlerin, Bornova çayırlarında ayak topu oynamaya başlamalarının üzerinden 100 yıldan fazla zaman geçti. Bu başlangıç, Türkiye sporuna cumhuriyetten eski spor kulüplerini hediye etti. Birkaç milyonluk şehirde halihazırda –sadece övünebilecekleri mazileri olan takımları saysak bile- bir elin parmaklarından fazla spor kulübü kuruldu. İzmir, Türk futboluna profesyonel liglerde ilk golü atan takımı da, yakın zamana kadar Avrupa’da en büyük başarıları yakalayan takımı da, İstanbul’un 3 büyüklerinden sonra en üst ligde en fazla yer ala...

Şimdi ne anlatsak boşa be canım

Tüm bunların yanında her şey o kadar hızlı ve kontrolsüz gelişiyor ki bir plan yapmaya fırsat kalmıyor. Sadece, özellikle ilk günlerde her şey normalden fazla gerçekçi bir şaka gibi duruyordu. Dolayısıyla biri beni uyandırsa da, ben de evi arasam noktasındaydım. Arasaydım da telefona isteseydim. Zaten son aylarda ne zaman sesini duysam sesim titrerdi. Onun için kapalı yerlerde konuşurdum aradığım zaman. Keşke yine titreseydi de eninde sonunda yaşanması beklenen “şey” şimdi değil de sonra yaşansaydı. İnsan hep, her şeyi öteliyor. “Sabaha kalkarım”, “sonra yaparım”, “ya zaten başka zaman mı kalmadı?” diyoruz hep. Sanki her şeyi sonsuza dek erteleyebilecekmişiz gibi…  Aslında bir de kahrolması gereken paraleller var; paralel evrenlerdeki paralellerin paraleliyiz sonuçta. An’ın gerçek olduğuna ne inandırıyor ki bizi? Belki hikayenin şu kısmındayız; Evet, 6 Eylül sabahı Pazar olmasına rağmen karşıya geçeceğim için yine erken uyanmış olabilirim. Hava oldukça sıcaktı. Dolaşırken ...

Kalanların gidenleri hissetmesi işkence...

Çünkü her canlı ölümü tadacaktır. Ve her sevilen insan, o malum gün başına geldiği zaman geride kalanlarını üzecektir.  Her şey çok güzeldi geçen pazara kadar. İyi kötü bir şekilde geçinip gidiyorduk. Ama ne güzeldi her şey… anlatsam anlatamam. Anlatmak da istemiyorum. Yine bazı şeyleri kendime saklamayı tercih ediyorum. Ama alışmak inanın çok zor bir süreç. Ben yalnızca annemin babasını gömmedim. Ben dedemi kaybettim. Ben çocukluğumu kaybettim. Ben biyolojik olmayan babamı kaybettim. Ben beni kenara çekip, “bak eve giren şu bir ihtiyacın varsa…” diyeni kaybettim. Ben İzmir’den ayrıldıktan sonra bando şapkamı bulup kafasına takıp hüzünlü hüzünlü oturan insanı kaybettim. Ben elimden tutup beni lunaparka götüren tek kişiyi kaybettim. Ben beni Göztepe maçına götüren ilk insanı kaybettim. Ben emekliliğine denk geldiği için babasız büyümenin dezavantajlarını minimize eden insanı kaybettim. Ben evlatlarına gösteremediği ilgiyi yalnızca bana kanalize eden insanı kaybettim. Ben ko...

no title

6 Eylül 2015 pazar saat 13.35'te dedemin 90 yıllık hayatı sona erdi. Acının tanımını tekrar yaptırıyor hayat. Ve maalesef ölüm varsa bu dünyada zulüm var...

Dolarda tarihi zirve

Sevdiğin insanları cam kavanozlara koyup saklayamıyor, cüzdanın bir gözüne sıkıştıramıyorsun. Öyle olsaydı yapılmıştı çoktan. Belki fotoğraf... O da anne ve sevgiliye ait haklar. Önemli olan dünyanın bir yerinde nefes aldıklarını bilmek. Gitmesek de, görmesek de...

Geri gelmeyecekler

Her şey değişiyor ve değişime direnmek adamı öldürüyor. Durup düşünecek zaman yok; durmak geriletir. Ama bunu sahiden yapmak gerekiyor. Bu biraz egosal bir şey de olabilir insanlar için. Olmalıdır da esasında. “Nereden geldim, nereye gidiyorum” sorusunun cevabını insan kendisinde bulmalı. Sağlıklı insanları bunu, bu şekilde yapıyor. Sağlıksız olanlar, mesela çorbayı hangi kaşığıyla içeceğini, ne zaman nefes alması ve bu nefesi ne zaman vermesi gerektiği gibi soruları sürekli tek kişiye soranlar, yine aynı kişiye soruyorlar; başkalarına. Ne varsa içeride var. Dışarısı olayın paketi zaten. Sosyal hayatın varsa süpersin, yoksa yoksun diye bir şey yok. İçinde mutlu musun, değil misin kısmı çok önemli. Ben evde takılmayı da dışarı da takılmayı da tercih ederim. Cezalandırılması zor insanlar oluyor ikisini de tercih edenler. Yaranma derdi yok, kafa rahat. Zaten yaranma derdi olan herkes başkalarını yaranmayla itham ediyor. Ben nereden geldim bu noktaya? Neden geldim? Kendim geldim, kims...

son ay

Belli bir yoğunluk var. Zorlanıyorum ama ileri gidiyorum. Her bir şey çift duruyor bu aralar. Günlerin 24 saatten fazla olmasını dilediğim zamanlardan geçiyorum bu nedenle. Son 2 yazdır güzel mayıs ayını yaşayamadım adamakıllı. Haziranı da tabi… Zaten haziran çok sıcak olur. Bu nedenle anlamı kalmaz dışarıda durmanın. Nasıl olsa yaz aylarında gittiğim hiçbir şehir serin esmez. Evde durmanın dışarıda durmaktan farkı nem/sera etkisi olur. Ve stres bitmez. Bu ülkede kadınsan da erkeksen de stresin bitmez. Birileri hep peşindedir. Şu ana kadar epey makul stres seviyesinde tutmaya çalıştım kendimi. Aksi hal, dev panik ve tüm çabaların üzerine beton dökmek anlamına gelecekti. Yine de bir sonraki seneyi ben merak ediyorum. Tüm bu çabalara değecek mi, yoksa hayatımın bir bölümünü kaybedecek miyim? Hislerim kuvvetli değildir ve daha kötüsü aynı hislerim bana işlerin yolunda gideceğini söylüyor. Bu konuda maalesef birkaç irrasyonel dayanağım haricinde hiçbir şey benim yanımda değil. ...