Kayıtlar

Çoçiklerin ve çoçik olmayanların ulaşabileceği yerlerde saklayınız

“Hayatında biri var mı?” ve “hayatında biri yok mu?” sorularının ofis duvarlarında çınlaması çıldırtıcı şeyler. Konuşacağımız on milyarlarca şey varken konu nasıl buraya geliyor, anlaşılması zor. Bugün estetik ve duygusal olarak kendini hiçbir şeye layık görmeyen biri, geçen buluştuğu birinden bahsedince anlamsız güldü. Sonra duramadı. Güldü. Durdurdu kendini. Sonra bi daha… Anlıyorum, evet güzel hisler. “Aşık olunca böyle oluyorum” dedi sonra. Peki, bu duygularını başkasına, mesela duygu beslediği kişiye açmış mıydı? Sordum. Hayır dedi. Acaba bunu ilk kez mi birine itiraf ediyordu? Sordum. Evet dedi. Peki bu onca da bencilce geliyor muydu?  O kadar birebir görüşme, bol bol fiziksel iletişim (var mı ya böyle bi kavram)…   ve biz biliyoruz, muhatabı bilmiyor. Herkesin kendi içinde yaşadığı şey… Değil, bence değil. Bu böyle olmamalı. Artık belli bir iletişim örgüsü varsa, bu itiraf bana yapılmamalı. Bu haksızlık. Duygu beslenen kişiye haksızlık… Diğer yandan, insanla...

5 ay 10 gün

Resim
hadi baştan verelim fonda dinlemelique bi şeyler...  ve bugün üzerinden geçen 2 yıl. sürecin içindeyken düşündüklerim hk yorum yapmaktan imtina ederim ama dışındayken, hadi bu sene 5 ay ve 10 gün önceye bakalım, ben diyim, 14 şubatımızı hangimiz hatırlıyoruz. şubat ayı yüzyıllar öncesinden kalmış silik bir anıdan ibaret. işte 5 ay 10 gün de o kadar uzun olabiliyormuş... daha uzunları olabilirdi. ne diyeyim, beterlerini tanıdığım ve onların tanıdığı kimse yaşamasın , ben de dahil. bu bir anniversary. bunu bu aralar telaffuz etmeyi çok seviyorum. dönem dönem fafori kelimelerim olabiliyor. bunların listesini tutan biri var, buna gülüyorum... yaşananları inkar etmiyorum ya da bastırmaya çalışmıyorum ama bazen bazı kokular (evet koku, şu bu ben de farkındayım) bazı vücut arazları o soğuğu anımsatıyor. kafamda mazi var, korkular var. meltemciğim en son muhtelif lenflerimi check ederken araya magazin sokarak tek kaybımız o oldu değil mi diye sordu. ben onun varlığını o kadar ...

çok iyi bir insandınız neden öldünüz anlamadım

böyle. bu. ben iyi söz yazamıyorum. belki yazarım. şu an değil. hala hayattayken maksimum görüşmeliyiz. savaş kötü, ama savaştan zevk almalıyız demiş o almanlar, çünkü barış korkunç olacak. öngörmüşler... bu böyle. hala gücümüz varken...

Make Yalper Bey “eh işte” again

İlk cümlem, bu salak bloğun salak tasarımı nedeniyle nasıl login olacağımı bulamadığım için kayboldu. Ama ikinci cümlem de şeydi… Her neyse, görüyorsun az önce uyandım ve uyumadan önce sonunda kutlu haberler alabildim. Kutlu haberlerimi almam da oldukça zamanımı aldı. Evrenin… yo varsa dark evrenin son dakika kurşunları bambambam geldi üstüme. Ben de Kastamonulu Speedy gibi defans yaptım; Elime geçeni fırlattım.  Netice itibariyle dünyada bir sürü kötü bir şeyler olurken ve bu kötülük dalgasının son halkası da benim son dönem çektiğim stresken kendisine “tek” dedirten –kim olduğunu bilirsin sen- hiç müdahale etmedi sürece. Tıpkı öncekilerde olduğu gibi… İsim verip rencide etmek istemiyorum ama Allahçım sen orda hakem göreviyle mi bulunuyorsun? Neden ihtiyaç sahiplerine hayatı kolaylaştırmıyorsun 6 ay ödememeli? Ne bu gevşeklik ben anlamıyorum. Senin yüzünden insanlar Greklerin bile az kullandığı tanrılara yüzlerini dönüyorlar. Ondan sonra ooo kıyamet… ooo tufan. Hocam yapma...

Yaz 2001 ya da Space Odyssey

İlkbaharının sonunda dedem vefat provası yapmıştı, sonra hızlı bir tedavi derken haziran ortası yazlıque planlarımız biraz sekteye uğramıştı. Zaten hiçbir prova gerçeğin ne uzağından ne yakınından geçiyor. Ben gerçeğine 5-6 Eylül İstiklal anma gezisinde yakalanmıştım da annemin sesinden anlamıştım bir şeylerin olmaması gerektiğini. Neyse, ben o zamanlar kaygısıza yakın  bir ergen birey... Donanımı düşük bilgisayarımın açabildiği 3 oyun vardı; Fifa 2000 (01 bile değil) Hala altyapıya gidiyordum ve bir gün futbolcu olacağıma inanıyordum. Formalar güzel şeyler çünkü... Renkler, desenler, mücadeleler... Çok güzel şeyler. Neyse neyse, ben Fifa'da kendimi eklemiştim takıma (evet ona) orada kariyer yapıyor, jübilem sonrası iki ayak sunuyordum kendime; sims'te ailemi kurup, fa premier league'da menajerlik kariyerime devam ediyordum. Aklımda 15-17 Haziran 01 arasına dair bir sürü anı var. Neden var? Bunu bilmiyorum. İnsan kendine bile büyük gizem. "Dipteyim sondayım deprasy...

Sevgili çocuklar ve sayın misafilerimiz... Panik yapabilirsiniz... Ama bu daha önce de olduğu gibi hiçbir şeyi değiştirmeyecek

Resim
Daha önce başardığım şey, ama bazı şeyler bir kere başarılır. Hortlaklarla savaşmak mümkün değil. Korkularla da savaşmak mümkün değil. Ve ölü insanlarla da... Kazanamıyorsam kaybetmeyeceğim. Bu şekilde ben de olayı kendi yarı sahamda yaşamaya karar verdim. Hızlı geliştireceğim nadir akınlarla sonuca varmaya gideceğim. Hem zaten bildiğin coğrafyada mücadele daha iyi hissettiriyor.  Bugünlerin biteceği inancındayım ama mesela akşam sıcakları bu inancıma baltalar vuruyor. Onlar bitiyor, sivrisinekler sürü halinde huzurumun her bir noktasına ayağa paslı, organize akınlar yapıyorlar. Odam ise Londra 1940 sonbahardan esintiler yaşıyor. Dışardan bakanlar için yanıp sönen ışıklar... İçeriden bakanlar içinse her bir düşmanın yok edilmesi gereken kritik bir dönem. Esas beklenen "o büyük gün" gelene kadar her seferinde "biraz korku iyidir" diyeceğim. Öyle de görünüyor ki, daha öncekilerin çok benzeri şeyler yaşanacak; kıyametin son gününe birkaç gün kalmış da bundan sa...

Kurallar

Kimin ana karakter olduğu anlaşılamıyorsa yol boyu en çok değişene bakmak iyi olabilir.